İşçinin tazminatını ver! / BES’t Friend!

Zonguldak’ta,

Malum biri var biliyorsunuz.

İnsanın yatak odasını merak eden,

Röntgenci,

Magazinci,

Fitneci…

Her konuşmasında,

“İşçisinin maaşlarını ödeyemeyenler” şeklinde,

Sallar da durur.

Olay,

Öyle şizofrenik bir hal almış ki,

Öğrenemediği konularda,

Atar da durur…

Bunda ki aklı,

Kuşa takın!

Bakın ne yapıyor düşünün!

Neyse!

 Bu ‘Televole’,

İşçisinin kıdem tazminatını ödemiyor.

İşçiyi tehdit ediyor.

Arabulucu araya sokmaya çalışıyor!

Elemanının,

Helal kazancını,

Cebren iç ediyor!

Mahkemelik oluyor.

Sonra işte çıkıp,

Sana,

Bana,

“Şöyle gazeteciyim, böyle kralım” ahkamı kesiyor.

Adam kafadan,

Elemanına bile,

ART NİYETLİ!

Güya usta!

Ustalığın şiarı böyle mi olur?

Bana sorarsanız ama,

Gayet bir dinozor!

Artık bu mesleği bırakması gerekir.

Modası geçti, geçiyor!

Şizofren halinden,

Sıkıntı yaşadığı da belli.

Arabasının her yanında kamera var!

Merkez Bankası gibi koruyor kendini!

Neyse…

Korkma…

Titre…

*             *             *             *             *             *             *

BES’t Friend!

Kariyer Gazetesi’nden Hakan Küçük’ü bilirsiniz.

Son zamanlardan,

Vurmalı, çakmalı yazılar yazıyor.

Bir sendikadan,

Sendikanın şarapçıların mekanı olduğundan…

Mesajı alan şahıslarda,

Hakan’a “hesap sorulmalı” minvalinde konuşmalar yapıyor.

Eski komünist bozuntuları,

Sözde aydın,

Özde faşistler,

Gazeteci tehdit ediyor.

Sanırsam,

Eski alışkanlıkları olsa gerek,

Militanca yaklaşımlarda bulunuyorlar.

Siz anca,

İş yerinde,

Dükkanda,

Büroda emeklersiniz,

Bu kafayla…

Önce sendikada ki,

Disko topunu indirin.

Daha sonra alemlere son verin.

Şarap masanızda ülke kurtarmayın.

“Lümpen bunlar ya ahahahah” gibi salak cümleler ile,

Kendinizi de avutmayın.

BES’t Friend’ler ile sendikanın tadını kaçırmayın.

Neyse,

“Arap sen içme b.kunu çıkarıyorsun”…

*             *             *             *             *            

YETİM MALI YİYENİN HALİ

Aptal bir kuş bir çayırlığa gitti. Orada bir avcı tuzak kurmuş, tuzağın içine de birkaç tane serperek bir kenarda yaprakların, otların arasına gizlenmiş bekliyordu.

Kuşcağız gelerek onun etrafında dolaşmaya başladı, adamın böyle yapraklara sarınması tuhafına gitti.

- "Sen kimsin? Neden böyle yeşiller giyinmişsin, böyle tenha bir yerde bekliyorsun, vahşi hayvanlardan korkmuyor musun?" diye sordu.

Adam :  - "Ben bir zahidim. Dünyadan elimi, eteğimi çektim, böyle tenha bir yerde; otlarla yapraklara belenerek kanaat edip gidiyorum." dedi.

Kuş adama bir çok soru sordu adam da ona cevaplar verdi. Nihayet kuşcağız o buğday tanelerini gördü.

- "Bunlar kimindir?" dedi.

Adam : - "Bunlar bana kimsesi olmayan bir yetimin emanetidir." dedi.

Kuş : - "Çok açım müsaade edersen bunlardan yiyip karnımı doyurayım, çünkü benim zaruretim var zaruri hallerde de leş yemek bile mübah olur." dedi.

Adam : - "Bu buğdayları bana, beni emin bildikleri için emanet ettiler, yetim malı helal olmaz." dedi.

Kuş çok açtı :  - "Ey zahit kişi müsaade et de şu buğdaydan yiyeyim, karnımı doyurayım." dedi.

 - "Zaruret hakkında kendine bir fetva uydurdun, eğer gerçekten öyle suçlu olursun, hatta zaruretin bile olsa çekinmen, haramdan sakınman daha iyidir." dedi.

Kuşun artık dayanmaya takati kalmamıştı, büyük bir iştahla buğdaylara hücum etti, onları yemeğe başladı. Başladı başlamasına lakin tuzağa da yakalandı. Kurtulmak için çırpınırken kendi kendine :

 - "Sahtekarların, yalancıların efsunlarına kananın hali böyle olur." diyordu.

   Bunu duyan adam :

 - "Hayır öyle değil, haksız yere yetim malını yiyen, gözlerini hırs bürümüşlerin layığı budur." dedi.

Okunma Sayısı: 2508
YORUM EKLE

banner5

banner4